Üyelerimiz:
![]() | 434 Kayıtlı |
![]() | 0 Bugün |
![]() | 0 Bu hafta |
![]() | 0 Bu ay |
![]() | En son: hpostaci |
Şiir
Anket
Müzik
Üye Girişleri:
![]() |
turhan sir (Turhan sir) (2012-02-05 19:59:21) |
![]() |
orhan ipek (Orhan İpek) (2012-01-14 13:12:08) |
![]() |
metteks (Mehmet Yetgil) (2012-01-13 14:45:47) |
![]() |
salihb (Salih Bora) (2012-01-08 22:57:02) |
![]() |
hpostaci (hakan) (2011-12-31 16:39:09) |
Kimler Sitede:
Şuanda 32 misafir bağlı|
Anasayfa
Ziyaretçi Defteri Ziyaretçi DefteriMesaj Defterine Yazın
Firdevs Arslan
20 Aralık 2010 12:01 |
Merhaba, Merhabalar, 19 Aralık 2010 pazar günü nostalji hisarımda geçirdiğimiz çok güzel bir gündü ve Sevgili Vecdi Çıracıoğlu abinin Devşirme Eşiktaşı'nın Ruhu Rumeli Hisarı kitabının imzası için biraraya geldiğimiz nostalji hisarımın insanları ile seneler sonra yeniden görüşebilmek çok güzeldi. Hala heyecan ve şaşkınlık içerisindeyim. Sevgili Turhan abim ve fotografçılar kralı sevgili Ümit abim başta olmak üzere bu etkinlik için emeği geçenlere binlerce kez teşekkürler,selam ve sevgiler çilliden.
Ali Üstün
11 Aralık 2010 17:39 |
Hem dinleyelim hem lütfedip göz gezdirelim efendim : http://www.tubewatcher.tv/6711 Dün Aşiyan'da rastgeldim.Oda değeriyle yaşamış bir zamanlar... ŞÜKRÜ ENİS REGÜ (1923 19 Mart 1976) 1923 yılında Çankırıda doğdu. Lise öğrenimini yarıda bırakarak hayata atıldı. İstanbul´da Doğan Kardeş Dergisi yazı işlerinde, gazete ve yayınevlerinde çalıştı. Burada sekreterlik ve yöneticilik görevlerinde bulundu. Aynı zamanda şiirler yazdı, antolojiler hazırladı. Daha sonra bu çalışmalarını Nebioğlu Yayınevinde sürdürdü. Ankara'ya yerleşerek Ulus Gazetesinin çocuk sayfasını yönetti. Yankı Yayınevi'ni kurdu. Şiirleri Serveti Fünun-Uyanış, Varlık, İstanbul, Fikirler, Güney gibi dergilerde yayımlandı. Şiirlerinde çocukların dünyasını çocuksu bir duyarlıkla ele alan Regü, son dönemlerinde daha çok çocuk şiiri ve masalları yazdı. Buğu, Yağmur, Canım Dünya, Elma Ağacı, Onlar isimli şiir kitapları vardır. 19 Mart 1976 İstanbulda öldü. Mezarı Rumelihisarı Aşiyan Mezarlığındadır. Ve değerli çocuk şiirlerinin ozanındanRumelihisar'lı çocuklarımıza bir örnek olsun .. LEYLEK Akşam oldu, sen de yuvana döndün Ayrı ayrı doyurdun yavrularını. Artık rahatsın Hacı Leylek İstediğin gibi takırdatabilirsin gagalarını! Hep yollarda mı geçecek ömrün ? Yazın burda, Kışın başka yerdesin.. Yuvandan ayrılacağın için mi Böyle düşüncelisin ? Nasıl dayanıyor o uzak yola Zayıf vücudun , İnce, uzun bacakların ? Söyle hangi memlekette geçirecek O güzelim yazı, yavruların ? Yalnız biz değiliz seni seven Bak, ne kadar üzülüyor gidişine Şu çiçekten çiçeğe konan kelebek. Baharı erken getir bahçemize Olmaz mı Hacı Leylek ? Ş.E.REGÜ
Ali Üstün
11 Aralık 2010 17:10 |
Kardeniz'den giren aynı suların kıyılarını yaladığı semtlerden Kuzguncuk'tayaşamış,Arnavutköy'de mektepli olmuş Can Baba'dan arasırada olsa anımsanması gerekenlerin mısralara dökülmüşlüğü: *** FARKINDA OLMALI İNSAN... Farkında Olmalı İnsan... Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı. Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen... Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli. Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli. Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli. Henüz Bebekken 'Dünya Benim!' Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların 'Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!' Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli. Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli. Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra. Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan Ve Ölmeden E vvel Ölebilmeli. Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli. Eşref-i Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli. Ve Ona Göre Yaşamalı. Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli. Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli. Eşine 'Seni Çok Seviyorum!' Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli. Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli. Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ. CAN YÜCEL
Ali Üstün
03 Aralık 2010 00:18 | Rumelihisarı
TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NİN 1935 YILŞINDA MECLİSE İLK KEZ GİREN 17 KADIN MİLLETVEKİLİNDEN BİRİ.BİR RUMELİHİSAR'LI MİHRİ PEKTAŞ. 0000000000000000000000000000000 Günümü zde binası yıkıldığı için var olmayan ve şu anda Boğaziçi Üniversitesi toprakları içinde bulunan ve de 1925'te kapatılmış bulunan Şehitlik Tepesi'ndeki(R.Hisarı Kalesi yapılırken Bizans'lıların saldırılarında ölen Osmanlı'ların gömüldüğü bölge olduğu için bu addadır ) Alevi Dergahı'nın son Piri Abdülnafi Baba'nın çocuklarından kızı Fazma Hayriye Hanımın Yusuf Bey ile evliliğinden dünyaya gelen Hüseyin Pektaş (1883-1970), Robert Kolejde öğretmenlik yapan Mihri Pektaş (1896-1979) ile evlendi. Bu evlilikten Necla (191 ve Süveyda (1919) dünyaya geldi. Necla Pektaş ve Süveyda Soyak,Atatürk döneminde cumhurbaşkanlığı genel sekreterliği yapan Hasan Rıza Soyakın iki oğlu Enver ve Sungu Soyakla evlendiler. Soyaklarda Robert Kolejlidir.Bu arada yine bir okullu olan değerli tiyatro sanatçısı ve de yönetmeni Ali Taygun'un ağzından Dergah ve Abdülnafi Baba ile ilgili şu anekdotuda bu araya sıkıştırayım."Ben Robert Kolejde Humanities dersini almıştım. Dersteki bir olayı hiç unutamam. Şimdiki Rumelihisarüstü yoluna yakın bir yerde bir türbe vardı ve Bektaşi dedesi Nafi Babanın türbesi olarak bilinirdi, ziyaret edenleri vardı, adeta bir nirengi noktasıydı. Yeri merak eden Humanities dersi hocam Oxforddan Prof. Geoffrey Lewis de türbeyi ziyaret ediyor, eski yazıyı ve Osmanlı'cayı çok iyi bildiğinden oradaki silik yazıları buluyor ve o türbenin aslında bir mutasarrıfa ait olduğunu anlıyor. Biraz araştırmadan sonra Bektaşi dedesinin mezarının oraya yakın bir yerde ancak türbesiz, çok sade bir mezar olduğunu keşfediyor. Hocamız Nafi Babanın türbesi Nafi Babanın türbesi değil, ve işte Humanities dersi bu demektir dedi" . Baba'nın üç erkek evladından biri olan Ali Şir'in oğlu ve Prf.Hüseyin Pektaş'tan sonra dergah kökenli ikinci kişi olarak Robert Kolej'de (Boğaziçi Üniversitesi ) Türk müdür yardımcılığı yapan Muzaffer Yeşim ismi 1959da tatsız bir olayla gündeme gelmiştir.Yeşim'in , ramazan ayında, havaların sıcak olmasını ve sınav dönemini de dikkate alarak, kız öğrencilere oruç tutmayabileceklerini söylemesi biranda okul dışına taşıyor. Basın olayı, din ve kültür düşmanlığı olarak ele alıp büyütüyor. Milli Eğitim Bakanlığı bir soruşturma başlatıyor. Okulun bakanlığa habervermeksizin çalışanlara yönelik kurduğu yuva kapatılıyor. Tam bu sırada bir başka gelişme daha yaşanıyor. Hazırlık sınıfından okuyan bir erkek öğrencinin kız yurdunun hazırlık sınıfı kısmında 4 gecegeçirdiği ortaya çıkıyor. Okul yönetimi, erkek öğrenciyi saklayan 4 kız öğrenciyi okuldan atıyor. Kızların aileleri okula baskı yapmaya başlayınca haber gazetelerin birinci sayfalarına taşınır.Milli Eğitim Bakanlığı bunun üzerine, okulun Türk müdür yardımcısı Yeşimi görevden alıyor.Türkiye Cumhuriyeti'nin yurt dışına gönderilen ilk öğrencisi olan ve daha sonra Robert Kolej'in ilk Türk müdür yardımcısı ve de ikinci müdürü olan Hüseyin Pektaş'ın ağzından da öz geçmişini okuyalım: "Yeniköy ( O dönemler ilçe merkeziydi ) Belediyesi Vergi Kâtibi Yusuf Bey in oğluyum. Babam, Sarıyer Maliye Dairesinde küçük bir memurdu. Annem, Şehitlik Dergâhı Şeyhi Nâfî Baba nın Kolejdeki ad ve imza geleneğine uyarak (Hulusi Y. Hüseyin) diye imza atardım. Buradaki (Y), Babamın adı Yusufun ilk harfidir. Okula Rumelihisarı nda başladım ve evde özel hocalardan ders alarak ilk öğrenimimi tamamladım. Sonra Amerikan Kolejine girdim ve ilk Türk öğrencilerinden biri olarak 1903 yılında Robert Koleji bitirdim. Kısa bir süre İstanbul Edebiyat Fakültesine devam ettikten sonra, yüksek öğrenimimi tamamlamak üzere Parise gönderildim. Sorbon Üniversitesi tarih bölümünde üç yıl okudum. 1905 yılında Robert Koleje dönerek burada yıllarca tarih, Türkçe ve edebiyat; ayrıca Yüksek Ticaret ve Mülkiye mekteplerinde ingilizce öğretmenliği yaptım. Daha 15 yaşımda iken Tevfik Fikretden evimizde edebiyat, Arabça ve Farsça dersleri almış ve onun hastalanıp gelemediği günler Kolejde yerine derslerine girmiştim. Tevfik Fikretden sonra, gazeteci bir Arap yazardan Arapça ve Farsça öğrenmeğe devam ettim. Böylece anadilimiz dışındaki iki Batı ve iki Doğu dilini tam mânâsı ile öğrenmeğe çalıştım. 1927de Mihri Hammla evlendim. Necla (192 ve Süveyda (1929) adlı iki kızımız dünyaya geldi.Atatürkün yakın arkadaşı ve hayranı Hasan Rıza Soyakın oğulları (Enver ve Sungu Soy ak) ile evli bulunuyorlar. Millî Mücadele sırasında, Türkiyede Manda idaresi ve Ermeni Meselesi konularını yerinde inceleyecek Amerikan Heyetinin Başkanı Tümgeneral James G. Harborda Anadolu gezisinde eşlik ettim ve Sivasda Atatürkle görüşmesinde tercümanlık yaptım. Son resmî vazifem, Lozan Barış Konferansı nın her iki döneminde, Türk Heyetine tercüman kâtip sıfatı ile katılmam olmuştur. Bir ara Şehir Meclisi üyeliği yaptım. Büyük Atatürk, Millî Mücadeledeki hizmetime karşılık beni milletvekili seçtirerek mükâfatlandırmak istediler. Siyasî hayattan hoşlanmayışımı kendilerine arzettiğim zaman bunu hoşgörü ile karşılamışlardı. Bunun üzerine, şahsen çok istedikleri Türk kadının teşriî hayatta yer alması düşüncelerini de gerçekleştirmek için, refikam Mihri Hanımın kadın milletvekilleri meyânında Meclise girmesini, 1935de Malatyadan milletvekili seçilmesini emrettiler. Ben emekli köşemde, hâtıralarımla başbaşa kalıp Aşiyan Bekçiliği yapmayı tercih ettim. " Prof.Hüseyin Pektaş görüldüğü gibi Robert Kolej'de tarih öğretmenliği yaparken Başkan Wilson tarafından Erneni Olay'larını araştırmak için Anadolu'ya yollanan Amerika'lı GeneralHarbord'la Mustafa Kemal'in Sivas Kongresi sonrası yine Sivas'ta 20 Eylül 1919'da yaptıkları çok önemli görüşmenin çevirmeni olarak ayrıca Ekim 1922'den Temmuz 1923'e dek süren ve İsmet inönü'nün heyet başkanlığı yaptığı Lozan Antlaşması Heyeti'nde de çevirmen olarak yer almıştır.Hüseyin Pektaş'ın yine bir ara anekdot olarak ünlü ozanımız Nazım Hikmet''le olan bir olayınıda burada aktarayım: Nazım Hikmet, 1938de hapse düşmeden önce, üvey oğlu Memet Fuatı(Bengü ) Robert Koleje yazdırmak için gittiğinde, Hüseyin Pektaş, Memet Fuatın Amerikan Kız Koleji hazırlık sınıfında okuyan ablasını da kastederek, Biz sizden yalnız bir çocuk parası alacağız. Hem de üç taksitte diyerek büyük bir kolaylık sağlıyordu ozana. İşte bu değerli Rumelihisar'lı hemşehrimiz Prof.Hüseyin Pektaş'la evlenen değerli Mihri Pektaş Hanımefendi 1895 BUrsa doğumludur.Ve oda Amerikan Kız Koleji Mezunu( Daha sonraları Boğaziçi Üniversitesi olan Robert Kolej'in Arnavutköy'deki Kızlar Bölümü ) ve aynı okulda Fransızca,İngilizce öğretmenliği yapmıştır Edip Adıvar tarafından kurulan Teali-i Nisvan Cemiyeti üyesidir. Cemiyet sosyal ve kültürel çalışmalar dışında Balkan Savaşları döneminde hastane açtı. Cemiyet üyesi kadınlar gönüllü hemşirelik yaptılar. Hastane binasını Mihri Pektaş sağladı.CHP Kütüphane Encümenliğide yapan Mihri Hanım yasanın kabulünden sonraAnadolu Toprakları üzerinde ilk kez ve çağdaş Türkiye Cumhuriyeti Meclisi'ne 1935'te yapılan seçimler sonucunda 5.Dönem kadın milletvekili olarak seçilen 17 bayanın arasında Malatya Milletvekili olarak yer alır. Daha sonrada en son 1946'da olmak üzere 6. ve 7. dönemlerde de CHP milletvekilliği yapar.1950 yılında BM kadın hakları komisyonuna katılan heyettede görev alır. William Mitchel Ramsayın Anadolunun Tarihi Coğrafyası isimli kitabını da çevirdi.Değerli milletvekili hemşerimiz 1979 yılında vefat etmiştir. Ali Üstün
ALİ ÜSTÜN
02 Aralık 2010 15:16 | Rumelihisarı
RUMELiHiSARINDA YATAN KIYAMET İslam dünyasının Dan Brownu olacağını söyleyen gazeteci-yazar Tevfik Yener, Oruç Beyin tarihi kayıtlarından yola çıkarak bir kitap yazdı. Kitaba göre, kıyamet, tarihi yıkık Hisar Camiinin altında gizli Doğan Kitap tarafından yayınlanan 7 Akbaba Kıyametin Habercileri, tarihi bir gerçekten esinlenerek yazıldı. Kitabın yazarı Tevfik Yener, Fatih Sultan Mehmetin İstanbulun fethine hazırlanırken uğursuzluk sayılır düşüncesiyle 7 Akbaba ve kıyamet buluntusunun bilinmesini istemediğini, hatta söz edilmesini bile yasakladığını belirtiyor, 7 Akbaba heykeli yüzyıllar boyunca gizli kaldı diyor. Yener, Fatih Sultan Mehmetin vakanüvisi (Osmanlı Devletinde zamanın olaylarını tespit etmek ve yazmakla görevli devlet tarihçisi) Oruç Beyin 1485te şunları yazdığını kaydediyor: 1452 yılında yapımına başlanılan Rumelihisarının, temel kazıları sırasında kubbeli bir bina bulunuyor. Sultan Mehmet ile Akşemsettin, Zağanos Paşa ve devlet tarihçisi Oruç Bey birlikte binaya giriyorlar. Kubbeli binada yedi tane akbaba heykeli görüyorlar. Latince levhalarda, her akbabanın önünde binlerce yıllık geçmiş anlatılıyor ve yedinci akbabada kıyametin kesin tarihi yazıyor. Fatih Sultan Mehmet kimseye bir şey söylemiyor ve esrarengiz kubbeyi tekrar toprağa gömmelerini emrediyor, yedi akbabadan bahsedilmesini yasaklıyor. Kutsal emanetlerin adresi Yener, Oruç Beyin, yedi akbabayı gördüğünü Fatih öldükten sonra 1485te yazmaya cesaret edebildiğini, orjinal yazımın Alman tarihçi Franz Babinger ve Stefanos Yerasimosun kitaplarında da aynen yer aldığını belirtiyor. Kitapta ayrıca, Bizans İmparatoru Büyük Konstantinin annesi Helena tarafından Kudüsten getirilen kutsal emanetlerin (Hz. İsanın cübbesi, çarmıh parçaları, Hz. Nuhun baltası, Hz. Musanın asası ve Barnabas İncili) Çemberlitaşın altında gizlendiğini, Atatürkün bunları araştırdığını ama sonradan bu araştırmayı durdurduğunu dile getiriyor. 18 Kasım 2010 .Milliyet'tte çıkan haber. 110 Mesaj Defteri yazıları |



















Ziyaretçi Defteri
ve Süveyda (1919) dünyaya geldi. Necla Pektaş ve Süveyda Soyak,