1898 yılında
Kafkasya Azerbeycan Nahcivan'da doğmuştur. Babası Şair 'dir. 5
Yaşından itibaren resim yapmaya başlamış ve ilk portre sini 10 yaşında
yapmıştır , modeli annesidir. İlk sanat eğitimini Erivan Lisesindeki resim
öğretmeninden almıştır. Moskova Güzel Sanatlar Akademisi nde başlayan eğitimini
I. Dünya savaşı sonunda göç ettiği Türkiye'de İstanbul Devlet Güzel Sanatlar
Akademisi Namık İsmail atölyesinde sürdürmüştür,1923'te mezun olmuştur.
İlk tablolarında
Safief imzası bulunmaktadır,daha sonra
İbrahim Safi, İ. Safi imzasını kullanmıştır.
Arkadaşı Naci Kalmıkoğlu ile birlikte Nişantaşı bölgesindeki bazı şık binaların
iç duvarlarını süslemiştir. 1946 yılından itibaren sergi açmaya başlamış,1925
te Atatürk 'ün portresini yapmış,1955 yılından itibaren birçok Avrupa şehrinde
defaatle sergiler açmıştır. Tablolar ında fırça ve spatül kullanmış, ilk
yıllarında gri rengi çok kullanırken, 1960' lardan sonra paleti canlı, cıvıl cıvıl
renklerden oluşmuş, ölümüne yakın dönemde gözleri az gördüğünden renkleri daha
da kuvvetli olmuştur. Eser lerinin realist olduğu, geleneksel klasik çizgi
lerin bulunduğu kabul edilmiş olsa da özellikle peyzaj ları, natürmort ları
empresyonist ve neo-empresyonist yönde değerlendirilmiş, empresyonist bir renk
ustası olarak tanınmıştır. İbrahim Safi 'nin eserlerinin duygulu, doğal ,
yaşamı yansıtan eserler olduğu; fırçasından renkli, parlak, canlı, duyarlı
bir dünya fışkırdığı, paletinin bir renk buketi olduğu, renklerinin
saf, temiz, pırıl pırıl olduğu bir çok eleştirmen tarafından vurgulanmıştır.
Doğa manzaraları
yaparak eski ustaların peyzaj geleneğini devam ettirmiş, eser lerinde insan
figürlerine yer vermiştir. En çok sevdiği üç model, eşi Zaharina Hanım, Küfeci Pala ve Cümbüşçü Hafız olarak
bilinir. Yurtiçi ve dışında kar manzaraları resmetmiş, Caddebostan, Fenerbahçe plajlarında cıvıl
cıvıl insanlar resimlerinde yer almıştır
İbrahim Safi,
gerçek sanatçının bir olayı, bir görünümü, bir durumu en ince ayrıntıları ile
görmesi gerektiğine inanmıştır, bu yüzden onu soyut sanata pek yakın
görmeyiz. Ressam ların kaderi
eserlerinin ölümlerinden sonra sonra gerçek değerine ulaşmasıdır demesine
rağmen sağlığında sergilerinde en çok resmi satanlar arasında yer almıştır,
ölümünden sonra ise koleksiyonerlerin gün ışığına çıkardığı her resmi anında
yeni sahibini bulmuştur.
100.kişisel sergisi
1983 te açılmış ne yazık ki aynı akşam, sergisinin açılışına katılamadan hayata
gözlerini yummuştur. İbrahim Safi 'nin
yarattığı, çoğu başyapıt olan resim leri sanatsever lerin sevgi ve
takdirini kazanmıştır, resimleri resmi ve özel kuruluşlar, değerli
koleksiyonerler ve seçkin evlerde yer almaktadır. Safi, Beyoğlu Postacı
sokaktaki evinde mütevazi yaşamını sürdürürken,bir yandan da hasta yatağından
Kızılay , Çocuk Esirgeme Kurumu, Türk Silahlı Kuvvetlerini Güçlendirme Vakfı
yardım zarflarının içine para koyar göndertirdi. "Pala" en sadık
yardımcılarındandı.
İbrahim Safi bazı resimlerini o kadar çok severdi
ki sergide satılmasınlar diye üzerlerine ya yüksek fiat koyar ya da doğrudan
"satılmaz" veya "İS.Koll." yazardı. İstanbul'da Safi'nin
seveni çoktu. Başka ülkede olsa fan klübü olurdu. Sevenlerinden önemli bir
kısmı gayrımüslim vatandaşlarımızdı, özellikle Museviler, Rumlar, Ermeniler,
bir de İstanbul'da yaşayan Fransız, İngiliz kolonileri ve tabii ki çok sevdiği
Türkler. Kendisini Türkiye'de doğmuş görürdü, büyük bir Atatürk hayranıydı.
Onun dünyanın en büyük lideri olduğuna inanırdı. Harbin Neticeleri isimli
tablosunda harbde yenenin de en az yenilen kadar zarara uğradığını anlatmaya
çalıştı.