Yalı olarak bilinen deniz kenarındaki evler, Boğaz’a özgü mimari eserdir. Dalgaların yükselmesinin su basmasına neden olacağı korkusu olmadan yalılar, muhteşem deniz manzarası ve serin yaz meltemlerinin tadını çıkarabilecek bir biçimde inşa edilmişlerdir.
Klasik Osmanlı Yalısı ahşaptır, iki üç katlıdır. Adab-ı Muaşerete aykırı olduğundan, etrafı seyretmek için balkon anlayışı yoktur yerine cumbalar vardır. Her ailenin kayıkları için bir kayıkhanesi bulunur. Yalılarda iki katın altında mermerden veya taştan yapılan zemin kata, subasman katı denir. Bazıları içten kubbeli ve sofalıdır. Yalının mutlaka çiçek bahçesi vardır. Bu bahçelerde kayalara oyulmuş teraslar ve kışlık köşklere uzanan merdivenler vardı. Osmanlı’da bir eve yalı diyebilmek için onun leb-i derya yani denize sıfır olması gerekmektedir. Yalıların geleneksel rengi, Osmanlı gülü diye bilinen koyu kırmızıydı.
Müslüman olmayanlar, yalıların daha koyu renklere boyarlardı. 19. yüzyılda Avrupa etkisiyle pastel renkler yalıları değiştirmeye başladı. Geleneksel yalılarda, ortada büyük bir salon ve bu salondan köşelerdeki yatak odalarına açılan kapılar vardı. Az mobilya kullanılırdı ama tavanlar ve duvarlar çiçekler ve geometrik şekiller ve deniz manzaralarıyla görkemli bir şekilde süslenirdi. Bütün yalılarda haremlik ve selamlık bölümleri bulunurdu.
Boğazda akıntının arttığı yerlerde, köşe kısımlarda leb-i derya yalı yapılmaz, çünkü buralarda görevliler olur ve teknelerin geçmesini sağlar, yalı olsa bile denize sıfır değildir. Görevlilerin rahatça çalışabilmeleri için önünde pay bırakılır, akıntıya kapılanlar bu görevliler tarafından kurtarılırdı.
Yalılar birbirine bitişik nizam ise bunlar gayri Müslim yalılardır. Müslüman yalılarının her iki yanında boşluk olur. Müslüman yalısında, aile sadece belli bir kapıyı kullanır, bu kapıyı ikinci bir aile kullanmaz. Osmanlıda Müşterek kapılı yalılara ise “yahudane” yalı denirdi. Oturulan semtler, yalı sahiplerin sosyal sınıfı ve etnik kimliğini yansıtan bir biçimde dikkatle seçilirdi. Sultanlar istedikleri yerlerde yalı yaptırabilirlerdi ancak genelde Beşiktaş, Ortaköy ve Kuruçeşme merkezini tercih etmişlerdir. Sadrazamlar ve Divan üyeleri Bebek’te, Aydınlar Rumelihisarı’nda, Hıristiyanlar ve Yahudiler Arnavutköy ve Kuzguncuk’ta yaptırırlardı. Zengin Rumlar, Ermeniler ve Avrupalı diplomatlar, Yeniköy, Tarabya ve Büyükdere’yi seçerlerdi.
Sultan 1.Mahmut’un saltanatı döneminde, İstanbul’daki varlıklı ailelerin çoğu, Boğaziçi kıyılarında büyük yazlık konaklar yaptırdılar; yalı diye bilinen bu zarif ahşap yapılardan günümüze ancak birazı kalmıştır.