|
Abidelerimizin, özellikle mimarlık sanatının
ışıklı eserlerinden olan camilerimizin ünlü ressamı olan Şevket Dağ, 1876'da
İstanbul'da Küçük Mustafa Paşa Mahallesi'nde doğdu. Babası, deniz
önyüzbaşılarından Çerkez İsmail Kaptan'dı.
Şevket Bey ilk eğitimini Âşık Paşa'da Hacı Ferhat Okulu'nda, orta eğitimini
Öğretmen Okulu'nda yaptıktan sonra Güzel Sanatlar Yüksek Okulu'na girdi. Burayı
birincilikle bitirdi. Camilere karşı olan tutkusu yüzünden fırçasını bu
konularda kullandı. Bu janrda o derece başarılı oldu ki, yabancı ülkelerden
bile takdir aldı. Bazı tabloları Viyana'da, Atina'da satıldığı gibi en ünlü
tablosu Japon Elçisi tarafından satın alınarak Tokyo Müzesi'ne gönderildi.
İkinci Dünya Harbi'nin başladığı sırada Almanya'nın Ankara Büyükelçisi olan Von
Papen, Şevket Bey'in evine gelerek seçtiği bir cami tablosunu satın aldı ve
Berlin'e gönderdi.
Şevket Bey yukarıda belirttiğimiz gibi, dış sanat dünyasında da tanınan bir
fırçanın sahibiydi. 1927 yılında Japonya'dan Türkiye'ye (Şuin Natyo) adında
ünlü bir ressam geldi. Türkiye'de iki buçuk ay zarfında üçü pano olmak üzere
altmışa yakın yağlıboya tablo yaptı. Konu olarak Rumeli Hisarı'nı, Dolmabahçe
Sarayı'nı, Cihangir'den bazı manzaraları, kar altındaki İstanbul'u, III. Ahmet
Çeşmesi'ni ve eski Türk evlerini tuvallere geçirdi. Bu ünlü Japon ressam, Kız
Öğretmen Okulu'nu, Güzel Sanatlar Akademisi'ni, Galatasaray Lisesi'ni de
ziyaret ederek, buradaki resim öğretmenleri ile görüştü. Bu arada ressam Şevket
Bey'le tanıştı. Onun cami resimlerindeki ustalığına hayran oldu. Hatta Şevket
Bey'i Japonya'ya davet etti. Şevket Bey Japonya'ya gidemedi, ama şaheser
denilebilecek cami tabloları onun yerine Japonya'ya gitti.
Şevket Bey 1909 Münih Sergisi'nde altın madalya kazanmış, 1933'te Paris'te
"Salon des Artistes Français" de üç tablosu sergilenmiş, büyük takdir
kazanmıştır.
Son İran Şahı'nın babası Şehinşah Rıza Pehlevi -Atatürk'ün konuğu olarak- 1934
yılında Türkiye'ye geldiğinde, İstanbul'da tarihi eserleri ziyaret etti. Bu
arada Şevket Bey'in bir Yeni Cami tablosunu gördü. Tahran'daki Gülistan Sarayı
için satın aldı.
Şevket Bey'in orijinal bir imzası vardı. Bu imza bir paletti. Yaptığı
tabloların -genellikle- baş tarafına küçük bir palet oturturdu. Bu, onun
imzasıydı.
Şevket Bey (palet) imzasına o kadar bağlıydı ki, Rumeli Hisarı'ndaki yalısının
cephesine bir palet çaktırmıştı. Oradan geçenler paleti gördükçe bu ünlü
ressamımızı hatırlardılar.
Elli yılı aşkın sanat hayatında çok sayıda cami tabloları yaptı. Bu arada
Atatürk'ün sezişi ve takdiri ile -bir abideler şehri olan- Konya'dan
milletvekili seçildi. Bir devre açıkta kalan Şevket Bey, İnönü'nün önerisi ile
ikinci kez milletvekili oldu. Bu defa doğuda Siirt'i temsil ediyordu.
Harem Dairesi, 1917
(İstanbul Resim Heykel Müzesi).
Şevket Bey, ressamlığı yanında güçlü bir resim öğretmeniydi. Ayasofya'da sekiz
sene çalıştıktan sonra, çok sevdiği hocalığa döndü. Resim öğretmenliğine 1902
yılında Mahmudiye Rüştiyesi'nde başladı. Sırasıyla Galata, Nişantaş, Aksaray,
Feriköy, Koca Reşit Paşa ve Kadıköy Numune Okulları'nda, Vefa, Nişantaş,
Galatasaray Liseleri'nde resim öğretmenliği yaptı.
Cemal Nadir'in çizgileriyle fırçasını camilere ve minarelere adayan Şevket Dağ.
Türk Ressamlar Cemiyeti'nin 11 Mart 1920 tarihli toplantı tutanağı.
Galatasaray'da, -ünlü ressamımız Fikret Mualla'nın hocası oldu. Fikret Mualla,
anılarında Şevket Bey'in ilk dersini şöyle anlatır:
"- Pehlivan yapılı, zarif, iri gözlü ve pos bıyıklı idi. İlk dersimize
girdiğinde cebinden üç kurşun kalemle bir çakı çıkarttı. Kurşun kalemin nasıl
açılacağını ilk ders olarak gösterdi. Şevket Bey her konunun alfabesinden ve
temelinden başlayan bir eğitimciydi."
Abdülmecid Efendi'nin el yazısı ile notu: "İslam eserlerini Şevket bey
kadar kudretle batılılara anlatacak daha bir ressama malik değiliz. Bütün
eserlerinde ulusal bir kudret vardır. Leonardo da Vinci senelerce sevgilisinin
bir hafif tebessümünü resmettiği gibi Şevket'de İslam eserlerinin bir aşığı,
bir tapanı, bir şairidir." (Sadeleştirilmiştir.)
Şevket Bey meslektaşları arasında bir organizatördü. Onları bir araya getirir,
meslek sohbetleri sağlardı. Bir ressam olan -daha sonra son halifeliğe seçilen
Abdülmecid Efendi'nin şehzadeliğinde ve veliahtlığında en iyi dostu ve
meslektaşı Şevket Bey'di. Şevket Bey onun himayesini sağlayarak Türk Ressamlar
Cemiyeti'ni iki arkadaşı ile birlikte kurdu. Bunlar, Çallı İbrahim ile Hikmet
Onat'tı. Resim tarihimizde bir temel taşı niteliğindeki Cemiyet, 10 Aralık
1919'da kuruldu. Cemiyet ilk toplantısını 11 Mart 1920 Perşembe günü yaptı. İlk
toplantının kararları bu üç ünlü ressamımızın imzalarını taşımakta olup, özet
olarak şöyledir:
"Birinci toplantı: Üyelerden ressam İbrahim (Çallı), Hikmet (Onat), Şevket
(Dağ) Bey'ler hazır olduğu halde aşağıdaki kararlar alınmıştır:
1.Veliaht-ı Saltanat (geleceğin padişahı) Abdülmecid Efendi Hazretleri'ne,
Cemiyet'in kurulduğunu bildiren bir mektup yazılması.
2.Eserleriyle tanınmış olan meslektaşlara da bilgi verilmesi.
3.Kurucu üyelerden ressam Şevket Bey'in Genel Sekreterliğe seçilmesi.
4.Cemiyete mahsus etiketli zarf ve kâğıt basımı."
Şevket Dağ'ın Yeni Camii ile ilgili ünlü tablosunun büyük Türk dostu Claude
Farrere'e armağan edilmesi önemli bir olay olarak hatırlanmaktadır. O günlerde
Kurtuluş Savaşı bütün hızı ile devam etmektedir. Türkleri kalemi ile devamlı
surette savunan Piyer Loti, Türkiye'ye davet edilmek isteniyor. Ne var ki, bu
büyük Türk dostu hastadır. O kendi yerine -kendinin devamı sayılan- Claude
Farrere'i Anadolu İhtilali'nin lideri Mustafa Kemal'e göndermiştir. Claude
Farrere önce İstanbul'a geldi. İşgal makamlarından aldığı izinle İzmit'e gitti.
Milli Kuvvetler'in batıya en yakın yeri İzmit ve Adapazarı çevresiydi. Mustafa
Kemal Paşa'yla orada görüştü. Claude Farrere'in bu gelişi, bizimle savaş
halinde olan Fransızları hayli yumuşattı. Claude Farrere İstanbul'da kültür
çevrelerini, bu arada yüksek okulları ziyaret etti. Kendisine ressam Şevket
Dağ'ın yaptığı Yeni Cami tablosu hediye edildi. Şevket Dağ, bu tablonun Claude
Farrere'e verilmesinde hazır bulundu ve okul müdürü ile birlikte konuşma
yaptılar. 12 Haziran 1920 tarihini taşıyan ve tablonun altına çivilenen
plakette Türkçe ve Fransızca olarak "Türk milletinin asil dostuna"
hitabı, ünlü bir Türk hattatına yazdırılmıştı. Claude Farrere bu büyük tabloyu
Paris'e götürdü. Fransız ünlülerinin sık sık ziyaret ettikleri salonunun
başköşesine astırdı. Claude Farrere'in ölümünden sonra satılan eşyaları
arasında bu tablo da vardı. Bu tablo sanat müzayede salonundan satın alınarak
Türkiye'ye getirildi. (*)
.
Şevket Dağ, Abdülmecid Efendi'nin en sevdiği sanatkârlardandı. 1919 yılı
Galatasaray Sergisi'ni gezen Mecid Efendi'nin Şevket Dağ'ın eserleri ile ilgili
olarak el yazısı ile kaydettiği -bu yazıda yer verdiğimiz- izleminden
anlaşılacağı üzere, Mecid Efendi ressamımızla Leonardo da Vinci'nin meslek
aşkları arasında benzerlik sezmektedir.
Şevket Dağ, İslami kaidelere aşırı olarak düşkün bir yaradılıştaydı. Belki de,
cami resimleri yapması bundan kaynaklanmıştır. Tip itibariyle iri yarı, dolgun
bıyıklı ve pırıl pırıl, iri gözlü bir sanatkârdı. Gençliğinde pehlivanlığa da
özenmişti! Ne var ki, Şevket Dağ midesine fazlasıyla düşkündü. Çok yemek yerdi.
Buna rağmen hareketli bir yaşamı vardı. Hiç içki içmez, balo, tiyatro sevmezdi.
Tek hobisi saat koleksiyonu yapmaktı. Her çeşit saati ustalıkla tamir ederdi.
Resim tarihimizde iki (Şevket) vardır. Diğer sanatçımıza (Muallim Şevket)
denilir. Aslında bizim ünlü sanatkârımız da muallimlikten yetişmiştir. Zaman
zaman bu iki ressamımız birbirine karıştırılır. Şevket Dağ, boyu posu gibi çok
iri nüktelerin sahibiydi. İnce, kıvrak zekâsı yanında hazır cevaplığı da onun
sevimli bir tarafıydı. Ünlü sanatçımız, 23 Mayıs 1944 tarihinde İstanbul'da
hayata gözlerini kapamıştır.
|