|
20. yüzyıl başlarında evlerin bahçesinde, kırlarda ve çevrede ziraat yapılan yerler, meyve ağaçları vardı amma 17. yüzyılda Evliya Çelebi'nin Seyahatnamesi'nde bahsi geçen leziz Hisar Kirazı ve Hura isimli üzüm artık yok olmuştu. Ne evlerin bahçesinde öyle kiraz ve ne de kırlarda kiraz bağları göremedik. Hura üzümünü de bulup tanıyamadık. Bunların yerine çilek yetiştiriciliği gelişmiş olacak ki, bizim çocukluğumuzda çilek Hisar kırlarında çok miktarda yetiştirilirdi. Arnavutköy'ün arazisi azdı, çilek Hisar'ın tarlalarında yetişirdi fakat Arnavutköylü Rumlar onu iyi pazarladıklarından Arnavutköy çileği diye bilinmiştir. Mayıs ayı ortalarından haziran ortasına kadar her gün toplanan çilekleri, yetiştiriciler dört-beş tanesi bir tarafa dört-beş tanesi öbür tarafa, yaylanabilen özel sırığa bağlanmış ince, derin çilek sepetlerinde taşıyarak evimizin önünden geçerler, mallarını şehre göndermek üzere iskeleye indirirlerdi.
(...) Su ihtiyacı evlerde bulunan sarnıç veya kuyulardan karşılanırdı. Kuyusu olmayanlara suyu çeşmelerden doldurup evlere teneke teneke satan ve adlarına saka denen sucular getirirdi. İçmek için ise Kanlıkavak ve Çubuklu suyu alınırdı.
Hisarda bir eczahane. Bir kasap vardı, Miltiadi: sonraları Orhan Bey ve Artin Usta dükkán açtılar. Altı adet bakkal dükkánı: Andırya, Kiryako, Koçonun babası, Edip Çapa Bey, Mustafa Subayı Bey, Abdullah Efendi. Bir manav. Üç kahvehane: Galip Ağa ve oğlu Müfit Efendinin, Yervant'ın, Piliç Osman'ın babasının. Bir aşçı: Salih Ağa. Bir gazino, Karakin'in, vardı. Hisar'ın yolları dar ve dik yokuş olduğundan sokak satıcıları araba ile dolaşmazlardı. Mallarını atla, eşekle veya sırtında taşıyarak satıcılık yaparlardı.
Şehirde çalışmaya gidenler bu günkü gibi otobüs eziyeti, itiş kakışı çekmezdi. Şehre gidecek herkes aynı vapura biner, zengin veya gösteriş meraklısı birinci mevkide, öbürleri ikinci mevkide otururlardı. (...)
(Rumelihisar. 3. baskı. 100 adet basılmış)
Rumelihisarı
Rumelihisar'da 38 adet sokak vardı. Rumelihisar köyünün sınırları içinde, yani Zincirlikuyu'dan Maslak yolunu takip ederek Kanılkavak suyunun kaynağına ve oradan Baltalimanı deresi ile sahile kadar uzanan bu büyük alan içinde 1956 yılında sadece 80 adet izinsiz yapılmış kır evi, gecekondu, çiçek serası gibi yapı bulunuyordu. Sonra valilik, kaymakamlık, milli emlak müdürlüğü, belediye ile vakıflar idaresinin gözleri önünde bazı açıkgözler tarafından bu alanın bir kısmı zamanla gasp edilerek yağmaya uğradı, paylaşıldı ve gecekondu yapmak isteyenlere parça parça bu açıkgözler tarafından satılarak Rumelihisar topraklarında binlerce gecekondu yapılmış oldu.
Bu toprak yağması, yer çevirip sahip olma hareketine hiçbir Rumelihisarlı kişi karışmadı. Fakat İstanbul Üniversitesi Kampüs adı altında, Avcılar Köyü ve oradan da Edirne'ye kadar uzandığı yetmiyormuş gibi, gelip Kekik Tepesine İşletme Fakültesinin konferansı binası ihtiyacının karşılanması gerekçesi ile büyük bir beton yığınını ruhsat almadan kondurdu. Onu gören Boğaziçi Üniversitesi durur mu? O da hemen Şehitlik mezarlığının uzantısı olan mezarları yol makinesi ile dümdüz edip bir de duvar çekti ve burasıda benim olacak dedi. Böylece köyün bir eski mezarlığı ve Boğazın ön gürünüm güzelliği halka kapandı, yok edilmiş oldu.
Köydeki bakkalların şehirden aldığı mallar ile, halkın ucuz olsun diye toptancıdan aldığı erzak veya eşyası, Eminönü Yemiş İskelesi civarından, her gün kalkan ve pazarkayığı denen büyükçe bir tekne ile getirilirdi. Pazarkayıkları Boğaziçi köylerinin taşıma işlerini gören araçlardı. Bu pazarkayıkları önceleri yelken ve kürekle gidip gelirken, motorun icadından sonra taka denilen tekneler gibi motorlu olmuştu. Fakat sahilyolunun açılması ve özellikle kara taşımacılığının gelişmesi ile bunlar da tarihe karıştı.
Bugün Hisarüstü denen yer, yani PTT bürosu ve cami olan yerin arkasındaki düzlük, köyün harman yeri idi. Ekini olanlar mahsülü getirir orada harman döverlerdi.
İhsan Kesedar
|