|
Celal
Bayar ''minare yapılsın'' dedi, biz karşı çıktık.
Rumeli Hisarı"nda yıkılan Fetih Camii"nin temelleri üzerine gösteri
alanı yapan mimar Doğan Tekeli, 50 yıl aradan sonra ilk kez konuştu... Üç genç
mimarın imzasını taşıyan Rumeli Hisarı restorasyonu, aradan yarım asır
geçmesine rağmen hâlâ tartışılıyor. Ayasofya"dan sonra en çok tartışılan
ikinci "nazik" mesele daha uzun yıllar gündemde kalmaya devam edecek.
--------------------------------------------------------------------------
Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar"ın bir emriyle suriçindeki mahallenin ve
Ebul Fetih Camii"nin yıktırıldığı yönündeki bilgi, bitmeyen tartışmaların
temelini oluşturuyor. Fatih"in askerleriyle namaz kıldığı bu anlamlı
mekanın yerine, gösteri alanı yapılması, bunun da ideolojik bir tavır olduğu
yönündeki inanç ise, hassas tartışmayı bugünlere kadar taşıdı.
Hisar konserleri öncesinde konu yeniden gündeme gelecek. Bu sefer iktidardaki
siyasi iradenin rengi nedeniyle tartışma belki de çok farklı platformlara
sıçrayacak. Bir taraftan konser biletleri basılırken, biz ideolojik
şartlanmalardan sıyrılarak, 50 yıl öncesine döndük. Halen hayatta olan
tanıklara ulaştık. Yeni bilgiler edindik.
Tartışmaların başlangıç noktasını 1956 yılında restorasyon için açılan proje
yarışması oluşturuyor. 12 projenin katıldığı yarışmada Doğan Tekeli, Sami Sisa,
Metin Hepgüler isimli üç genç mimarın eseri birinci, bu tür eserlerin
restorasyonunda deneyimli olan ünlü mimar Turgut Cansever"in projesi ise
ikinci oldu. İki proje arasındaki en önemli fark Hisar içindeki camiydi.
Cansever minarenin restorasyonunu öngörürken, genç mimarların projesinde cami
gözükmüyordu.
Fetih Camii nasıl yıkıldı?
İlk önce Turgut Cansever"i arayıp kayıp caminin akıbetini sorduk.
Cansever, müsabakadan önce Celal Bayar"ın bir emriyle, Hisar"ın
içindeki bütün sivil mimari yapıların yıktırıldığını, buna Fetih Camii"nin
de dahil olduğunu söyledi. Yıkımın ayrıntılarını hatırlamayan Cansever,
restorasyondan önce caminin son haliyle ilgili sorumuza "Ben cami
duruyordu diye hatırlıyorum. Harap olarak..." karşılığını verdi. Bu
caminin son halini sorduğumuz hemen herkes harabeydi ya da temelleri duruyordu
diyor.
İlginçtir, "cami yıktıran" Celal Bayar, 1953 yılında, Rumeli
Hisarı"nın perişan halinden kurtarılması ve restore edilmesi arzusunu
hükümete bildirmiş. Hükümet, Bayar"ın yakın ilgisi nedeniyle altı kişiden
oluşan bir heyet oluşturmuş. Heyet, araştırmalardan sonra restorasyona ait
esasları yedi maddede toplamış. Dönemin Topkapı Müzesi Müdürü Haluk Y.
Şehsuvaroğlu"nun, İstanbul"un Fethi"nin 500. yılı dolayısıyla,
Cumhuriyet Gazetesi için hazırladığı "Asırlar Boyunca İstanbul"
isimli çalışmada da yer alan bu esasların beşinci maddesi şöyle: "Hisariçi
Camii harabesinin duvarları ve temelleri meydana çıkarılacak ve minaresi
haliyle tamir edilecektir. Yanındaki sarnıç tamir ve ıslah edilecektir."
Bu ifadelerden caminin harap halde bulunduğu, hatta duvar ve temellerinin
neredeyse kayıp olduğu anlaşılıyor. Bu cami Prof. Cansever"in söylediği
gibi Celal Bayar"ın emriyle yıkıldıysa; Celal Bayar, kendi yıktırdığı
caminin restorasyonunu neden istiyordu acaba?
Bu soruyu sormak üzere restorasyonu gerçekleştiren mimarlardan Doğan
Tekeli"ye ulaşıyoruz. Levent"teki ünlü Metrocity"nin de mimarı
olan Tekeli, 1951"den itibaren burada cami bulunmadığını söylüyor. Yoksa
cami daha önceki yıllarda mı yıkılmıştı? Konuyla ilgili eldeki en sağlam belge
Albert Gabriel"in 1890-1900 yılları arasındaki Rumeli Hisarı
Restitution"ü. Tekeli, burada caminin minaresinin sembolik olarak, krokileri
ise cami alanının "cami kalıntısı" olarak gösterildiğine dikkat
çekiyor. Eldeki diğer belge ise, 1917 haritaları. Bu haritalarda da cami yanmış
olarak gösteriliyor. Tartışmaların başladığı 1953 yılına kadar caminin akıbeti
hakkında şu ana kadar ortaya çıkan hiçbir bilgi yok. Yangından sonra harabe
olarak mı bırakıldı, yoksa tamir edildi de sonradan başka sebeplerle mi yıkıldı
bilinmiyor.
Tekeli, "Biz bulduğumuz zaman da
hangisi cami hangisi sarnıç temeli belli değildi" diyor.
Celal Bayar"ın minare talimatı
Celal Bayar, restorasyonla çok yakından ilgili olduğu için sık sık Rumeli
Hisarı"na gelir, polislerin "Bayar geliyor! Bayar geliyor"
uyarısıyla bir araya toplanan mimarlar, çalışmalar hakkında izahat verirlermiş.
Celal Bayar, Milli Eğitim Bakanı Tevfik İleri, Topkapı Sarayı Müzesi Müdürü
Halit Şehsuvaroğlu ve diğer ilgililerle çalışma alanını gezerken Fetih
Camii"nin enkazı gözüne ilişir. Bundan sonrasını Doğan Tekeli"den
dinliyoruz. Bugüne kadar gizli kalan diyalogların virgülüne dokunmadan dökümü: "Bayar,
buraya bir minare projesi istemiş. Bu minareyi yaptırın demiş. Caminin
minaresini restore edin demiş. Haluk Bey (Topkapı Müzesi Müdürü Haluk
Şehsuvaroğlu) Bayar"ın bu isteğini bize söyledi. Biz buna şiddetle itiraz
ettik. Bu caminin aslı belli değil. Hiçbir yerde bir görüntüsü yok. Minarenin
önceki halinin de nasıl olduğu belli değil. Şimdi buraya uydurma bir minare
yaparsak, camisi de yok, yarınki nesiller bizi suçlar dedik. Haluk Bey, cesaret
edip bunu Bayar"a söyleyemedi. Bursa üslubunda bir minare ısmarlamışlar.
Biz yine itiraz ettik." Bayar bir gün yine Hisar"ı ziyarete
geldiğinde Haluk Şehsuvaroğlu, "Mimarların bir maruzatı var size"
diyerek olaydan sıyrılmış. Bayar, "Buyrun" deyince Tekeli,
"Efendim böyle böyle emretmişsiniz. Bu bir tarihi yanlış olur. Müsaade
ederseniz bu böyle kalsın, çok da yakışacaktır buraya" demiş. Bunun
üzerine Bayar da "Mimarların dediği gibi olsun" demiş ve böyle
kalmış.
Tek kare fotoğraf gerekiyor
Bu diyaloglardan, Celal Bayar"ın kendisine nasıl bilgi verildiyse, nasıl
ikna edildiyse ona göre karar verdiği açıkça anlaşılıyor. Başbakan Adnan
Menderes"in bile yanındaki "bilirkişilerin" yönlendirmesiyle
birçok Osmanlı eserini yıktırdığı herkesin malumu. O günlerde karşı cephede
duran mimarlar ortaya çıkıp, "Sayın Cumhurbaşkanım, dünyanın her yerinde
surların, içindeki kilise ve şapel aynen muhafaza edilmektedir. Bu caminin de
aslına uygun olarak korunması gerekir" deselerdi; Bayar, bu görüşü de
dikkate alacak, uygulama farklı olacaktı belki de. Tabii ki, 1930"lardan
itibaren başlayıp uzun bir dönem devam eden siyasi tavır nedeniyle, başta
camiler olmak üzere geçmişe ait eserlerin çok sistemli bir şekilde yok
edildiğini de unutmamak gerekiyor. Bugün İstanbul"daki surların içindeki
camilerden eser yok.
Doğan Tekeli, "Amacımız Hisar"ın inşasından 500 yıl sonra yapılan bu
müdahaleyi göstermekti" diyor. Her iki din için de kutsal kabul edilen bu
mekanın 21. yüzyılda da bir müdahale geçirmesinin önünde bir engel bulunmuyor.
Belki platform sökülebilir. Mualla Eyuboğlu, cami, kilise gibi yerlerin üzerine
kanunen başka inşaat yapılamayacağı için bu platformun tek direk üzerine
yapıldığını söylüyor. Fakat asıl sorun bundan sonra başlıyor. Caminin temelleri
açığa çıkarılarak öylece bırakılacak mı yoksa cami yeniden inşa mı edilecek?
Caminin aslına uygun olarak yeniden inşa edilebilmesi için etik açıdan,
yıkılmadan önceki dönemlere ait gerçek görüntüsü gerekiyor. Sanat Tarihçilerine
göre, cami muazzam bir yapı değil. Fakat bu caminin sembolik ve manevi değeri
oldukça büyük. Fatih"in İstanbul"da yaptırdığı ilk cami. İstanbul
alınmadan Fatih Sultan Mehmet, Çandarlı Halil, Zağnos, Ulubatlı Hasan,
Akşemseddin, Molla Gürani gibi büyük zatlar bu mekanda birlikte namaz kıldılar.
Caminin bir görüntüsü ortaya çıkarılırsa yeniden inşa edilmesi mümkün görünüyor.
Fakat Fetih Camii"nin tek kare bile fotoğrafı yok! Semavi Eyice,
Avrupa"daki koleksiyonerlerden bu fotoğrafın bulunabileceğini söylüyor.
Aynı şekilde Yedikule surlarında yine Fatih"in talimatıyla inşa ettirilen
Fetih Camii de ortada yok. Semavi Eyice, "Fotoğrafı var ama ele
geçiremedik" diyor. Bundan sonrası Kültür Bakanı Erkan Mumcu"ya
kalmış. Bakan Mumcu, elli yıl önce aslını bilmiyoruz denilerek üzerine platform
yapılan bu caminin fotoğrafını buldurabilirse, faili meçhule giden cami için
yeni bir süreç başlamış olacak.
Üzerinde konserler verilen bu alanın, Hıristiyanlar için de manevi değeri var.
Mualla Eyuboğlu"nun söylediğine göre, buradaki sarnıçtan çıkan su
Bizanslılar için kutsalmış. Hıristiyanlar, dünyanın değişik yerlerinden bu
sarnıcı ziyarete gelip, suyundan almaya çalışıyormuş. Bu mekanı yapan da karşı
çıkanlar da bugün aynı noktada buluşuyor. Turgut Cansever"den Doğan
Tekeli"ye, Semavi Eyice"den Mualla Eyuboğlu"na kadar herkes
mekanın ruhuna aykırı kullanılmasından hoşnut değil. İdeolojik renklerden uzak
bir diyalog sahası oluşturulabilirse, bu nazik meselede mesafe katedilebilir.
Şimdi top Kültür Bakanı Erkan Mumcu"da...
MUALLA EYUBOĞLU"NUN ANILARINDA
RESTORASYON!
Ressam ve şair Bedri Rahmi Eyuboğlu"nun kızkardeşi Mualla
Eyuboğlu"nun, Gazeteci Tuba Çandar"ın kaleme aldığı anılarına
yalanlama geldi. Hitit Güneşi ismiyle yayınlanan kitapta yer alan, cami
alanının restorasyonuyla ilgili yazılanların yalan olduğu ortaya çıktı.
Eyuboğlu, kitabın 105 ve 106. sayfasında, "...minare XV. yüzyıldan. Onu
doldurdum ben olduğu gibi. (...) Anıtlar Kurulu"nun Projesi"ne göre,
bir gösteri yeri lazım buraya. Bunun üzerine bu sarnıcın içine bir direk
koydum. Gösteri sahasını o direk taşıyor. Eski kalıntılarla temas yok yani.
Aşağıdaki Bizans sarnıcından 15 cm aralık bıraktım. Bütün kalıntıları,
buluntuları aşağıda muhafaza ettim. İçine girerseniz görürsünüz, hepsi
dondurulmuştur" diyor.
Doğan Tekeli İSE , kitapta yazılanlarla ilgili şunları söylüyor: "Mualla
hanım herhalde hafızasını kaybetmiş olmalı. Kitabında bahsettiği şeyler
tamamıyla yarışmayı kazanan bizim projemizde olan ve bizim uyguladığımız
şeyler. Kendisinin o uygulamayla hiçbir ilgisi yoktur."
Doğan Tekeli"nin söylediklerini aktardığımızda çok şaşıran Mualla Eyuboğlu
şunları söyledi: "Benim yalan söylemeye ihtiyacım yok ki. Doğan, benim
tatbikatımda belki yardımcı olmuştur, işçi olarak! (...) Yani insanlar
birbirlerini çekemiyorlar. Çok ayıp. Doğan"ı çok ayıpladım doğrusu.
Sevdiğim bir adamdı. (...)Onlar kazanmışlar. Fakat tatbikatını ben yaptırdım.
Nasıl yapmış? Ne zaman yapmış? Bunları açıp kanıtlayın ya..."
Kamuoyunda hâlâ konuşulmaya devam eden bu anıların biraz restorasyona ihtiyacı
var gibi görünüyor. Bu arada, Doğan Tekeli, bu restorasyon sırasında bir duvarı
yıkınca tartışmaya başlayan Alman Türkolog ve tarih araştırmacısı Dr. Robert
Anhegger"i, Rumeli Hisarı"ndan kovmuş. Anhegger, o zaman Eyuboğlu ile
henüz evli değilmiş ama birlikte yaşıyorlarmış. Bu olay nedeniyle Eyüboğlu, o
günden beri Tekeli"ye kırgınmış.
|