hisar3.jpg

Sitemize hos geldiniz

Sitemize hos geldiniz

Fotoğraflarımızdan

Ziyaretçilerimiz - Mayıs 2008

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün17
mod_vvisit_counterDün72
mod_vvisit_counterBu hafta334
mod_vvisit_counterBu ay2360
mod_vvisit_counterToplam48503

Anasayfa arrow Rumelihisarı arrow Yazılar ve Şiirler arrow Eskiden fakir yoktu denizde balık çoktu
Eskiden fakir yoktu denizde balık çoktu Yazdır E-posta


Vecdi Çıracıoğlu "Oltacı Miran ve Sarıkanat" adlı öyküsüyle İzmir Foça Belediyesi'nin düzenlediği "Deniz Öyküsü Yarışması"nda birincilik ödülünü kazandı. Kendisiyle "deniz insanı" ve "balıkçılık kültürü" üzerine söyleştik.

»Daha önceki söyleşilerinizden ve "Nehirler Denize Kavuştuğunda" adlı öykü kitabınızın içeriğinden İstanbul Boğazı'na -özellikle de Rumeli Hisa-rı'na- olan yakınlığınızı biliyoruz. Öncelikle "Corum" denen şeyi sorarak başlamak istiyorum; "İstanbul Boğazı'nın corum dönemlerine" bir çeşit "coşku" olarak bakabilir miyiz? "Corum zamanlarından, bu canlılığın ya da hareketliliğin tarihinden biraz bahseder misiniz?

Denizde büyük balığın küçük balığı sıkıştırmasından kaynaklanan bir nevi karmaşadır 'corum'. Bu, İstanbul balıkçılarının ağzıdır. Kimi balıkçılar buna 'cürüm' der. Bu olay yani balıkların birbirini sıkıştırması Karadeniz'in belli yerlerinde başka başka adlar almıştır. Amasra'da 'comburtu' ve 'oynak', Rize'de 'Kaynama' ve 'Kaynantı', Kurcaşile'de 'Sıçraşma' gibi...

Doğanın binlerce yıllık denizdeki geleneklerinden biri de palamut ve lüfer şürekâlarının Akdeniz, Ege, Marmara ve Karadeniz'deki çevrimsel seferi hareketidir. Bu harekette sürüler ürer, yağlanır, büyür ve tekrar üreyerek soylarının devamını sağlarlar. İşte bu harekâtın Marmara'dan Karadeniz'e çıkışlarına 'Anavaşya', inişlerine ise 'Katavaşya' deniliyor. Anavaşya ve Katavaşya zamanı Boğaz kanallarında suların ısınmasını bekleyen sürüler halindeki büyük balıklar, gizlendikleri yerden çıkarak küçük balık sürülerine saldırırlar.

İşte, en çok yarım saat süren bu hengâmeye Boğaz yöresinin balıkçıları 'Corum' tabirini kullanırlar. Gerek denizden, gerekse karadan bu manzaraya bakanlar, dünyanın en büyük akvaryumuyla karşı karşıyadırlar.

»Denizle iç içe yaşayanın ve "İstanbul'daki deniz insanı"nın bugünkü sıkıntıları nelerdir?

Bugünkü denizde yaşanan ve denizle ilgili gerek ondan yaşamlarını sağlayanlar ve gerekse o dünyanın sahipleri için sorunlar geçmişte bilinçsizce yapılan avlar ve sahip çıkılmamadan kaynaklanmaktadır. Büyüğü, küçüğü denilmeden aç gözlülükle yapılan katliamlardan kaynaklanmaktadır. Denizlerden büyük avlar umanlar büyük yatırımlar yaparlar ki, bunlar tekne ve takım yatırımlarıdır. Onların sorunları, ilgili bakanlık, kuruluş ve su ürünleri tarafından alınan kararlarla geç de olsa hayata geçiriliyor artık. Beni asıl ilgilendiren, kıyı insanlarının, halkın denizle olan ilişkilerindeki olumsuzluklardır. Son birkaç yıl içersinde olta ve sandal balıkçılarının derdi, kıyı şeritlerindeki sandal ve balıkçı barınaklarının betonla doldurularak yok edilmeleridir. Bunun en çarpıcı örneğini Rumeli Hisarı'nda yaşamaktayız. Bebek'ten Hisar yalı boyuna kadar deniz doldurulmuştur.

Denizle ilişkisi olan bir insanın denizle ilişkisi kesilirse, hiç şüphe yoktur ki, onun mizacı dolayısıyla yaşam koşulları da değişir.

»Ben her zaman balıkçılığı bir "zanaat" olarak düşünmüşümdür. Fakat İstanbul genelinde ağızdan ağza dolaşan bir söylem olduğu için soruyorum; "işsizlik ya da avarelik" ile "balıkçılık arasında gerçek bir bağıntı var mıdır?

İnsanların denizin üzerinde kendilerini özgür hissetmeleri, rahat hareket etmeleri ve tek eşit oldukları yerdir deniz. Titanik gemisinin buz dağına çarparak batma olayı beni hep düşündürmüştür. Kocaman bir geminin içinde kendilerini tasniflemiş, istiflemiş insanlar...

Denize dökülen ve filikalara sığınan insanlar, nasıl da hemen eşit oluverdiler velenselerin altında birbirlerine soğuktan sakınmak için sokularak... Soruna gelecek olursam, balığın olmadığı yerde balıkçılık, dolayısıyla o zanaat olmaz.

İşsizlik ekonomik ve sosyolojik bir sorun, avarelik; kişinin kendi tercihi bir yaşam biçimi, hayata yönelik bir tutum. . Boğaz'ın eskilerinin şöyle bir lafı vardır: "Eskiden fakir yoktu, çünkü, denizde balık çoktu..."

Şimdi Boğaz köylerinden eser yok... Boğaz'ın seksene yakın balık türünden eser yok... Dolayısıyla balıkçıların nesli de tükenmek üzere. Onların da korunmaya alınması denizin korunmaya alınmasından geçer. Bu koşullarda, işsizlik ve avarelik ile balıkçılık arasında bir bağlantı kuramayız. O şartlar ortadan çoktan kalkmıştır.

»Ödül kazanan öykünüzün kahramanı bir Ermeni... Azınlıkların ya da gayrimüslimlerin "İstanbul Kültürü'ne" katkısı nasıl olmuştur?

Miran ağabeyin kendisi, yok edilen sahilde tek kalan alameti farikadır(l). Her gün memurcasına çantasını alır, gelir ve tezgâhını açar. Ben Rumeli Hisa-rı'na yetmişli yılların başında taşındığım zaman yüze yakın gayrimüslim aile yaşıyordu. Denizi, balıkçılığı ve ürünlerinin masaya aktarımı gayrimüslim vatandaşlarımızdan öğrenmişizdir. Biz nasıl et ve iç yağı konusunda uzmansak, onlar da bu konuda uzmandır. Yemek ve meyhane kültürünün ve edebinin gayrimüslim vatandaşlarımızın ülkelerini terk edişlerinden sonra ne duruma geldiği aşikârdır. Ben kendi payıma deniz ürünleri yemek yapımını Ermeni vatandaşlarımızdan öğrendiğimi söyleyebilirim.

»Öykünüzde yer alan "Çakal Reis" karakteriyle "Oltacı Miran"ın karşıtlığını nasıl tanımlıyorsunuz? Bugün tüm meslek dallarında böylesi bir karşıtlıktan söz edebilir miyiz?

Oltacı Miran, bir kıyı insanı. Tek başına, Boğaz Kö-yü'nde pek kimseyle ilişkisi olmayan, sahilden balık yakalamaya çalışan amatörlere olta ve takımları satan, bu arada kendisi de avlanan ve akşam çökerken de çilingir sofrasını hazırlayarak demlenen bir Ermeni vatandaşımız. Azla yetinen bir insan.

Çakal Reis, isminden de anlaşılacağı gibi hiçbir şeyle yetinmeyen bir tekne reisi. Boğaz'ın sıcak kanal suyuna sahip ilişken kayanın altında deniz suyunun ısınmasını bekleyen binlerce balıklık sürüyü ışık oyunlarıyla çıkarıp, çevirerek boğan bir reis. Çevirdiği balık sürüsünün yarıya yakını doğanın bir cilvesiyle elinden kaçınca deliye dönüyor.

İktidar hırsının olduğu her yerde bu iki tip insan varlığıyla karşılaşabiliriz. Böylesi bir karşıtlık bütün meslek dallarında yükselmek hırsının ve erk olmanın arzusunda yattığı için kaçınılmaz vardır. Sosyal olaylar gelişirken onların kuruluşlarında, siyaset ve politika yapanlarda da vardır.

»"Edebiyat ödülleri" ve bu sistematik üzerine neler düşünüyorsunuz? Kazandığınız bu ödül sizin edebiyat anlayışınızda farklılığa neden oldu mu?

Edebiyat ödüllerini değerlendirirken ödül kurumunun, çalışma tarzının kirlenmiş olup olmadığına dikkati çekmek, göz atmak gerekir, diye düşünüyorum. Eğer ödül kurumu az önce sözünü ettiğim özelliklerin dışındaysa yazan bir insan için çalışmalarını daha da ileriye götürmesi, daha çok çalışması için itici bir güçtür, bir işaret feneridir, bir siren sesidir. Okuma oranının çok az olduğu ülkemizde fukara bir yazar için mutluluk kaynağı olarak sayabiliriz ödülleri.

Alıntı : Birgün gazetesi -
Zafer Yalçınpınar - 14.NİSAN.2008

 
< Önceki   Sonraki >
 
Joomla Templates by Joomlashack