hisar3.jpg

Sitemize hos geldiniz

Sitemize hos geldiniz

Fotoğraflarımızdan

Ziyaretçilerimiz - Mayıs 2008

mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün17
mod_vvisit_counterDün72
mod_vvisit_counterBu hafta334
mod_vvisit_counterBu ay2360
mod_vvisit_counterToplam48503

Anasayfa arrow Rumelihisarı arrow Yazılar ve Şiirler arrow Rumelihisarının doğası
Rumelihisarının doğası Yazdır E-posta

1950'li yıllarda Rumelihisarı tam bir cennet idi. Rahmetli dedemle tramvayların son durağı olan Bebek'e kadar yürür ve tramvaya biner Eminönü'ne Mısır Çarşısı'na giderdik. O zamanlar evin aylık ihtiyacı toptan alınır ve evdeki kiler denilen ayrı ufak bir odaya konurdu.

Buzdolapları yoktu, onun yerine teldolap denilen, etrafı incecik tellerle çevrili, duvara asılmış dolaplar kullanırdık. Tuhaf ama bu dolaplarda peynirler, yemekler bozulmadan günlerce kalırdı.

Sabahları omuzundaki sopaya asılı 2 sepetle ekmekçimiz Hamdi gelir, gazete de satardı. Terkos içilebildiği halde iyi su denilen içme suyumuz kayık-motorla Çubukludan gelirdi. Rahmetli Gümüş amca sırtında damacanaları yokuştan evlerimize kadar çıkarırdı. Gündüz atlı sebzeciler, meyveciler, kolundaki sepetlerle balıkçılar, işporta tablasında taksitle satış yapan manifaturacılar evlere servis yapar, akşamları bunların yerini yoğurtçu ve bozacılar alırdı.

Kömür karne ile satılırdı. Karnelerimizi rahmetli Hikmet ağabeye (Çokşen) verirdik. O, bizim adımıza Kuruçeşmede sıraya girer, kömürümüzü alıp kamyonuyla getirir ve evin önüne dökerdi.

Gün boyunca iskele işler, vapurun biri gidip biri gelirdi. Halk işine çoğunlukla vapurla gider gelirdi. Talebeliğimizde biz de vapuru tercih ederdik. Sonradan bir talebe otobüsü kondu. Evlerin hemen hepsinin balkonu deniz görürdü. Bazı geceler bir veya birkaç vapur iskelede yatardı. Balkondan vapurları, şilepleri ve tankerleri büyük bir zevk ile seyreder, geçen gemilerin isimlerini, bandıralarını (limanları) ve ülkelerini bir deftere yazardım. Karadenize giden bir gemi birkaç gün sonra dönerdi. Bu günleri hesaplayıp heyecanla geminin dönüşünü beklerdim.

Bir sabah uyandığımda Tuna nehrinden kopup gelen buzları şaşkınlıkla gördüm. Herkes balkonlara doldu. Denizin üzeri minik aysberglerle tamamen kaplanmıştı. Günlerce öylece kaldılar. Çok kişi buzların üzerine bayrak dikip kayık gibi kullanarak karşıdan karşıya geçti.

Çocukluğumda dedemle bir oyun oynardık. Sahil yolundan geçen arabalarla yarışma yapardık. Sağ taraftan gelen arabalar benim sol taraftan gelenler dedemin olurdu. 10 arabayı tamamlayan yarışı kazanırdı. İnanın 10 arabanın geçmesi en az 30 dakika alırdı, o kadar az araba vardı. Otobüs ve kamyon dışında dolmuşlar vardı, istenirse bunları taksi olarak kiralardınız.

Akşamları her evin balkonunda çay sohbetleri yapılır, balkonlardan çın çın kahkahalar yükselirdi. Lemi beyin evinden keman sesleri gelir, Rumelihisarında hemen herkesin öğretmenliğini yapmış olan rahmetli Cevriye hocanımın kızı Lerzan ablanın kahkahalarına karışırdı. Gece 20:00 oldu mu hemen herkes uykuya çekilirdi. Sabahları da gün doğmadan kalkılır, mutlaka mükellef bir kahvaltı yapılırdı. Babam o zamanın yoksul sınıfından sayılan subay sınıfındandı. Buna rağmen kahvaltıdan beyaz ve kaşar peynir, bir kaç cins reçel, bal, yumurta, kaymak, salam, pastırma ve sucuk eksik olmazdı. Çoğunlukla balık ve tavuk yenir, kırmızı ete pek rağbet edilmezdi. Sebze ve meyveler sofranın baş köşesinde mutlaka olurdu. Halkın çoğu balığını kendi tutar, çirozunu ve lakerdasını kendi yapardı. Çapa'ların yalısından Saray'ın önüne kadar olan sahil elinde kamışlarıyla istavrit tutan halkla dolardı. Uygun adım yürüyen askerler gibi aynı ritim ile kamışlar soldan sağa çekilir aynı anda havaya kaldırılıp sol taraftan tekrar denize bırakılırdı. İri sarı kanatlı mart istavritleri, menevişli izmaritler hemen her akşam sofraları süsler, evlerden mis gibi kızarmış balık kokuları yayılırdı.

Bazı sabahlar dedem balığa beni de götürürdü. O gün bayram ederdim. Sabah 04:00'da denize açılırdık. Tam bir sükûnet içinde olan ortamı, küreklerin suya dalarken çıkardığı hafif "şıft" sesleri ve su yüzeyinde atlayan istavritlerin şıkırtısı bozardı. Bebek koyuna kadar kadar gider, fenerin biraz açığında çapari ile hakiki uskumru tutardık. (Uskumrunun gözleri küçük ve eti lezzetli olur. Şimdilerde kolyozları uskumru diye satıyorlar.) Öğlene doğru karşı kıyıya geçer, Göksu deresinin içinde bir ağaca sandalı bağlardık. Dedem mangalı yakar, uskumrulardan 6-8 tanesini ızgara yapardı. Yanına bir salata, üstüne de bir kavun yedikten sonra gölgedeki sandalda biraz uyurduk. Akşam üzeri dereden çıkar, Anadoluhisarı-Kanlıca arasında çapari yapardık. Ben izmarit, dedem de akşam için yem olsun diye istavrit tutardı. Hava kararınca lüks yakıp Kanlıca koyuna giderdik. Orada sabaha kadar lüfere yatardık. Sabah olunca tekrar Rumelihisarına kale önüne gelir ve zokalı oltayla iskorpit tutardık. Balıkları livardan tenekelere alır ve eve yollanırdık.

Bazı günler, karşı komşumuz Yegâne hanımlara (Nur içinde yatsın) misafirliğe giderdik. Büyük ve meyva ağaçları ile dolu bahçelerinde oynardım. Evlatlıkları Fatma abla bana incir toplar, oğlu Reha bey (Allah rahmet eylesin), okumam için kitap verirdi. Kimya zevkini bana aşılayan Reha Taylan ağabeyimizdir.

Hafta sonları toplanıp Küçük Çiftlik Parkı, Cumhuriyet Gazinosu veya Kristal Gazinosu'na Türk musikisi dinlemeye giderdik. Müzeyyen Senar, Sabite Tur Gülerman, Perihan Altındağ, Zeki Müren, Hamiyet Yüceses gerçekten sanatı icra eden sanatçılardı. Notaların tam hakkı verilir ve besteye sadık kalınırdı. Ağırbaşlı ve vakur insanlardı. Şimdikiler söylerken besteyi, hatta güfteyi değiştirip şımarıklık ediyorlar.

Bazı akşamlar sandala binip Bebek Belediye Gazinosu'nun önüne giderdik. Gazino içindeki müşteri kadar, denizde sandal olurdu. Gençler, Gönül Yazar'ı çok severdik. Taş bebek kadar güzelliği yanında altın gibi bir kalbi vardı. Bizleri kırmaz, istek parçalarımızı okurdu.

O devrin zenginleri, şimdikiler gibi sonradan görme değildi. Zengin ailenin çocuğu da sokakta bizimle oynar, annesi ona bir avuç yemiş verirse bizlere de verirdi. İnsanlar birbirlerini sever, akşamları komşuluğa gider, sabah kahvaltıları bahçe ve balkonlarda birlikte yapılırdı. Karşı karşıya gelen iki insanın selamlaşmamaları ayıp sayılırdı.

Geceleri balkondaki şezlongda uyumayı çok severdim. Yıldızları, havayı tarayan ışıldakları ve gece karanlığında ışıl ışıl geçen gemileri seyrederek uyuya kalırdım. Bu açık hava ve özgürlüğe düşkünlük Rumelihisarının doğasından gelir.

Soner Benli

 
< Önceki   Sonraki >
 
Joomla Templates by Joomlashack