|
Çimenlikli bayırda
geçen bir yaşanmışlığı size anlatmak istiyorum. 1979 yada 1980 yılının sıcak
bir yaz gecesi havalandırmacı Hüseyin Beyin yeğeni ve Kenan Beyin oğlu rahmetli
Atilla ile şu anda Spor klubünde çalışan Yüksel Çavuşoğlu gece 1-2 gibi sahilde
sıkılmışlar Kuru Yüksel ağabeyin oturduğu ev bu bölgeye çok yakın olduğu için
hadi çay içelim diyerek çıkmışlar. Boğaziçi Üniversite'sinde bulunan yeşil
çimenlikli çamlık alana biz Rumelihisar'lılar Cevizli tarla ,daha sonraları ise
Üniversite çevresi Küçük İsviçre dedi. İşte tam burada karayemiş (Bir
Rize,Trabzon ağacı olan yaprakları kaucuk yaprağı gibi ayrıca kışın pek
yaprakta dökmeyen ve meyvesi kiraza benzeyen ) ağaçlarının altında ve öğrenci
yurdunun öndeki yemyeşil hemen üniversitenin meydan kapısının yanındaki evden
küçük aygaz tüpü çaydanlık ve diğer malzemeleri alıp bayırın başına gelip
oturmuşlar ve çayı tüpün üstüne koyup hafifde çakırkeyf vaziyette başlamışlar
muhabbete. Sıcacık bir hava, çevrede yanıp sönen ateş böcekleri ve onları
taklit eden yıldızlar, geçen bulutlar ve de aralarından yüzünü gösterip
saklayan ay, altlarında ezilen yemyeşil çimenlerin kokuları arasında biraz
sakar olan Atilla
-"Ya, ağabey her tarafım ağırıyor, bir gerileyim" der demez çaydanlığa bir
tekme vurmuş çaydanlık Yüksel ağabey'in eyvahları arasında 15-20 metre aşağıya yuvarlanmış. Yüksel Ağabey inat
karakterli bir dost olduğundan ve de (affına sığınarak) r sorunu ile birlikte
-"Dikkat et anam, biğaz" demiş, gecenin karanlığında aşağıya inip malzemeleri
yukarı getirip tekrar kurup tüpü yakmış, eve gidip çaydanlığı su doldurup
getirmiş ve kaynatmaya başlamış. Ama heyhat Atilla bu rahat durmaz , bu kezde
hafif uykusu geldiğinden yere uzanırken yine tüpe değince tüp bu sefer
kızkaçıran gibi aşağıya yuvarlanmaya başlamış Yüksel Ağabey'de
-"Ulan, seni gebeğtiğim, sakağ heğif" diyerek rahmetli Atilla'nın üstüne
zıplamış. Selam olsun Rahmetli Atilla'ya, uzun ömürler Yüksel Çavuşoğlu'na.
Ali Üstün
|